DivShare

şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2013 Salı

Olmadı Menelaos

Hiç bir şey
bu kadar derin ve sessiz gelmedi
ve hatta bulutlar yağarken;
ne yaprak titredi, ne esti o rüzgar
ve o kalbe keder ve bu ağlamak için göze
gelirken iki damla yaş;
duyulmadı hiç bir zaman hüznün sireni.
Dedikte, duymadı kulağı sağır!
Edepsiz almadı hiç kaale
bunlar defolu vicdanların ayyuka satılmış
Olympos kadar eski yazıtlarına uzanan
Kithara da, ahenkle adları notaya dizili
doğuşu günaha adanmış artıkları Zeus'un.
Ey insan!
Aklı dut pekmezinde ekmeğe mi niyet
niyeti çiğ ete bozmuş bir avuç zavallı
cariyelik mezhebinden kıdem almış
arı kefenli, baldırı çıplak gezen
Agnes'in, bedenindedir sana hezimet!
Hiç bir şey bu kadar susmadı;
acımadı hiç bir zaman yürek bu kadar
insanın varlığından beri bu dünyaya
Yaratan bile bu kadar sessiz olmadı.
Olmadı, Menelaos bu bin yılda tutmadı
Nice Paris için hangi Truva hiç edilecek!
Nice piç yüklü hangi Paris için;
Hangi şehir! Hangi ülke talan edilecek?
Hiç bir şey
bu kadar derin ve sessiz gelmedi
ve hatta bulutlar yağarken;
ne yaprak titredi, ne esti o rüzgar!

Altan İlhan ARSLAN

Mezar Ağlıyor İmam Ne Yapsın

Çekmem içime afakı
Benim içime değmeyecek hayali ne yapsın!
Dert ile kırdığım aklımın kırk üçünde dayandığım bu duvar ne yapsın!
Gam ile yerdiğim sen bir tebessüme değmez
İni yokta gezen kötü halini, o yürek;
Boşta ne yapsın! Yükte ne yapsın!
Senle dolan mezara toprak direnir, tahta küle döner
Adını anacak, salâvat edecek
İmamın ağzı, yüreği ne yapsın!
Ne yapsın! Sen, yokun varında bir nefes
Nefesi ateşin cürümünde gezen.
Ey ömrü acıya vakfedilmiş, ömrümü ömrüne keder eden
Beni dünden eden
Seni zaman ne yapsın kalbim ne yapsın.
Ne yapsın... Ne yapsın..............

Altan İlhan ARSLAN

Beyler!

Ne olduysa! Kötülük bendendir
İyilik sizin olsun beyler!
Alın terinin peşinde heder olduysa emeğim
Yetim hakkıyla dansöz oynatın beyler!
Onurumdur dilim, sözüm size
Melanet ile vasıf edindiğiniz
O hünerlere katma değeri koyup
Her malıma buyurun, alın beyler!
İnsafı haddi aşmış cürüm benim
Hak diyorum, adalet diyorum beyler!
Cop ile kelepçesi, hâkimi senin
Şerh ile adalet savurun beyler!
Hak ile ini şeytana tapan
Dilin de din ile yobazlık satan!
Destursuz yatıp şerh ile kalkan
Milletime gak guk dağıtın beyler!
Haktır milat, dönecek elbet
Çarşafı kader diye sattığın bu millet
An gelir dolaşacak bağırsağına
1920'yi hatırlayın beyler!

Altan İlhan ARSLAN

Hangi Ara Geldin

Sen! Hangi ara geldin ki gözlerim sana düşsün
Öyle dudak büküşün, dalışın var kırgınlıklara
Her teline dokunmuş o sahih, solmuş bir gülün
Hazanıdır savrulan kar beyaz saçlarında.

Sen! Göğüme çöken ahınla eyyamı okunan
Hangi sabah! Secdeyi selam ile gönlü eğip
İçinde kuru, ben’imi harlayıp bir ateşe kül
Hangi suda! Ne zaman? Külümü reva ettin!

Dalgası usulden, sakin bir deniz gibi hece hece
Dizilidir gidişlerin, alev alev yandığım vakit
Bir ay gibi şavkında çözüldüğüm o yakamozlarda
Bıraktığın zamandı, biliyorsun! Gözlerin şahit.

Sen! Bir kaşık suda eriyen, bir damla gördüğün
Aşkı nefaset ile sarıp kibrinde boğduğun vakit
Her anı bahardan çekilmiş kışına gönlümün
Hangi ara geldin? Olmasın karşımda böyle bir surat.

Altan İlhan ARSLAN

Düşen Neydi Acaba?

Mekruhtu yere, düşünce!
Uzanıp almak
Bir kılıç gibi yarıp havayı
Bir kaç çıltı parmağın
İşi değildi.
Önce
Etrafına deli gibi bakınacak
Öyle uzanacaktı düşürdüğüne.
Düşen neydi acaba?
Yere haram kadar uzak
Göğe sığmayan.

Altan İlhan ARSLAN

Sönersin Sende Göğsümün Üstünde

Son sözünü söylemedi henüz ruhuma inak sessizliği gecenin
Değmedi tenime senin gibi hiç bir tabuta sarmadı, bırakmadı

Çekmedi, gözlerini kıskanıp!
Buluta bahane aramadı, alçalan ömrümün üstünde.
Aynı adalarıydı sözlerin! Süzülmüş dalgınlığa, gözlerin olsun
Aynı kaderiydi o gün kadar taze! Yüzünden saçılmış nefret bile aynı.
Koyar adama! Anlar yüreği, istenmemenin saklıdır ah içinde
Gidememenin zorladığı ayakları bir gün götürür ıssızlığa, sessizce.
Ay düşer, yüzün düşer, İstanbul göğün düşer
Sönersin sende göğsümün üstünde.

Son sözünü söylemedi henüz ruhuma inak sessizliği gecenin
Değmedi tenime senin gibi hiç bir tabuta sarmadı, bırakmadı

Hani çiçeği olmayan dal kuruyup, bütün bahçelerin arsızı
Kırık aklına sarmış bir hayal içinde arayıp ta bulamayan
Deme! Kapısından girmişte içeri
Saklıyor İstanbul, söyle bana! O, hangi mezar içinde kalbimi tutan!

Sanki başından bir hüsran! Girişi güzel, ortası yüklemi yitik cümleler arasında
İki vicdan savaşının yükselen tepeleri, boynun da gerdan
Boğazı alev alev günahlara gebe! Suyuna muhtaç! Sayfaları kirli
Bir günahın üstüne çökerde gece
Ay düşer, yüzün düşer, İstanbul göğün düşer
Sönersin sende göğsümün üstünde.

Altan İlhan ARSLAN

Âşık ağlamak için gelir dünyaya

Ey! Meşrep kapısı, ahı dinmeyen güzarım
güzden vuran canıma, efkarıma bir mey.
Yâdıma damlayan cümle dünyaya bu canım
gülüp de geçti. Sanki dünya da gülü figan
mahşerime haz ediyor, aguşuma çalsın ney.

Koy, edebi garibin ezelde bozulmuş halini masaya
masa sarhoş, salon dumanlı, bütün riyalar alayda.
Pirine yalanın kuyruk sokumuna kadar edilmemiş rücu
fücuruna yananın alayı sokakta, zevki merc ediyor.

Ey! Sine-i canıma mızrak gibi saplanıp çekilen hançer!
kan dökülmese de bu handa, öyle bir musalla! Öyle bir illet!
Düşünce harına, cehennem serap gibi geliyor!
Böyle ezildik! Yüreği hasta, hali viran, âşıktan da berbat
mahrecine dünyanın hasta geldik, hasta gidiyoruz.

Altan İlhan ARSLAN

Yuvarlamalar

Şahitsiz yapılan her işin
Nikâhsız yapılan sevişin
Amaçsız yapılan dövüşün
Alışı var verişi yok.

Suyu kesik hazanda bir gül
Suda çürür oysa sümbül
Ne darda sevin ne bolda üzül
Gelenin gibi gidenin de çok.

Bugün bahçesi tezek tutanın
Gönlü her yola meydan olanın
Şiarı günaha arzu duyanın
Döşek döşek yeri var cenneti yok.

Altan İlhan ARSLAN

SAAT

Son... Her şeye bir kaç dakika, bir kaç...
Belki, saniyeler gibi gölgelere oturmuş;
bakışımı süsleyen, boyalarımı döken o
anlarımı tokatlamış, şu yüzsüz sarkaç!
Sesinden nefret ediyorum, ''seni'' astığım için duvara
Kendimi affedecek zamanı bırakmamış.

Son, yelkovanın da benim gölgemdir!
Benim, gözlere çekilecek mührüm.
Vedamdır, kudretle sal be kendini;
sesine gelsin herkes! Banaysa ölüm.

Cehennem Ne İçin

Desturu kuldan alanın kanı bataktır
Canı, hakka tapanın hakka irşad.
Yolu yalana düşmüş yer gibi batanın
Hakkıdır yanmak, cehennem ne için?

Canı ferace ister, kırk halini örtsün!
Her günahına bir duvar gibi örülsün.
O uğursuz haline nice can katanın
Hakkıdır yanmak, cehennem ne için?

Altan İlhan ARSLAN

Hatırla!

Hani; alçakça gördüğüm o halinden
Biraz kalanıyla göndermiştin beni, hatırla!
Beni, aza sayıp alay ettiğin o günden
Çok değil! Ömrü gitmiş, bitmiş beni!
Hatırla! Bir an kadar kıymeti olmayan
Savurup saçtığın! O, aptal halimi!
Veda kimin için bilmem; fakat ayrılık kesin
Bir vebaldi gözlerime. Uykusuzluk ne ki!
Sen! Bir çağlayanın son uhdesi, vakte karşı can çekişen
Son damlasını gör! Kirpiklerime takılmış
Anlarsın neminden.
Hani; ölüm olsa, bu kadar sürmezdi bu ahit
Aklıma yonttuğum o yüzün veçhiyle.
Gönlüme akdin yazıldığı o vakit, sende ki o hal!
Ay gibi tutkun ve ayın yirmi dokuzu gibi
İçimi döven bu gelgit!
Bitirdi işte, anlarsın halimden.
Anlarsın… Anla… An… Ve unut!
Umudum tek parça ve sen tek vuruşta öldür!
Beni aza sayıp alay ettiğin o günden
Çok değil! Ömrü gitmiş, bitmiş beni!
Hatırla! Bir an kadar kıymeti olmayan
Savurup saçtığın! O, aptal birini!

Altan İlhan ARSLAN

10 Aralık 2012 Pazartesi

Susuyorum

Tuhaf değil, arkamda dağ gibi uzayan gölgeleri
İçimdeki matemin çığlıklarıdır, çağırır kıyametimi.
Hangi an yıkılıp giden bir ağaç gibi düşeceğim
Kime bağlı, bilirim ama dili kesikti yüreğimin
Söyleyemem, aksın gözyaşlarım.
                 
İthamını taşıyorum iblis gibi diline yakışır her günah
Bin gece tutuşan alevlere ruhumu yazıyorum.
Değmez olsun, biraz yaşadığım ana saygımdan
Sonsuz zincirine kendimi vuruyor, susuyorum
Sırf kendimi insan saydığım için.

Altan İlhan ARSLAN

7 Aralık 2012 Cuma

Bilirsin



Her şey bir gün yalan olur yaşamak gibi
Yerme kendini sakın boynunu eğip.
Sarma, ağıtlara kendini hüznünde boğulup
Dönmeyecek hiç bir an için sende.

Bırakıp gideceksin gözyaşların gibi
Yüreğin her atışında biteceksin yer gibi yarılıp.

Umut olur yalancısı yaralı yüreğimin
Katran gibi kan akar bizim içimizde.
Biz, kim ki aşka o kadar yakın duralım
Her daim acısı var hiç bitmeyen dertlerin.

Bırakıp gideceksin gözyaşların gibi
Yüreğin her atışında biteceksin yer gibi yarılıp.

Çalmayan, gam telinden rüzgârı verme
Koparma tenimden bu son direnci.
Nasılda yer etti aklımın cüretkâr
Sonuna bakar gibi gülen gözlerime.

Bırakıp giderim gözyaşlarım gibi
Bir daha dönmem, bilirsin..

Altan İlhan ARSLAN

28 Ekim 2012 Pazar

Aşk Ölümdür Yüreğinde


O kadar derin, ışığına dalmalı gözlerinden 
Üstlendiğim veballerin tamamını tüketerek.
Yitirmeli, içimde biriken benliğin cesaretini
Bir korkak gibi çekilmeliyim, aortlarına yüreğinin.
Neden? İnkârı seçtim, seni bu şartlarda istemek!
İtiraf etmek kendimi suç mahallinde
Kurşuna dizilmek hakkımdır, hak damarlarında
Tüylerini diken, yüreğini irkilten varlığımdır.   
Şartlarım ağır! Delik deşiktir tabiatım, yüreğim teneşir!
Görmedim bir harfini hayata dair
Direnmeyi, ezilmeden ayakta kalmayı öğretmedi atam!
Bu militan ruhun ilhakı değil, sana tümden sığındı
Kirli beyaz, içi kor gibi yanan, kefeniyle bu adam!
Aşkına yenilmiş nabzı susmuş, derisi çoktan soğuyan
Bir cesettir, senin o soğuk avuçlarında.
Her gün ölüm var gülüm, gülün gölgesinde
Dikenlerin pusu atsa, yine ben düşerim!
Ben sana sisli bakışlarına güneş olup
Gözlerini kamaştıran beyazı seçtim.
Sen ala vur, kan benim!
Her gün doğarım güneş gibi senin için
Aşk bu gülüm her gün ölürsün bin defa
Bir defa doğarsın o gülün kalbinde.
O kadar derin, ışığına dalmalı gözlerinden
Sonra, isterse ölüm gelsin kalbinde bana.   

Altan İlhan ARSLAN

25 Ekim 2012 Perşembe

AYNI



Gölgeler dolaşır sapaklarımda
Meçhulüm, geldik yine karanlığıma.
Tıpkı çocukluğum gibi
Bütün zamanlar hep aynı
Aynı güneş, aynı acı, hüzünlerin nesi başka!
Toprak aynı, su aynı!
Rezil olan insanlar arasında dolaşmanın farkı yok
Her vakit doğumu, ölümü aynı öksüzlüğün.
Usanmadı, utanmadı tanıklığına
Yeryüzü riyakâr kusmadı ölümü!
Utancın hapsine kızmadı güneş
Her gün yine sabah
Kaç günah rahimde gün doğarken kötüye döl oldu.
İnsanı insana kırdıran, eğdiren başını
Kurt gibi kemiren ne oldu?
İçini kaplayan hırsına ektiği acının tadından
Ne bekler, kimden indiği belirsiz
Karanlığında aynı kemik, et aynı
Süfyan gibi acımasız, iliksiz bedeninden.

Milat ikibinoniki’yi gösterse de
İsa’dan önce yaşayan kavimler gibi
Kötü aynı, acı, keder, gözyaşı hep aynı.
Ezen hükmeden, hükümran aynı
Hüküm altında giyilmiş cefa
Açlık aynı, tuzak aynı, bedel aynı.
Ey! Kahrı yaşından hürmetli
Yaşına hürmetsiz bunca heba!
Kaç Ra’dan Amon’dan daha yüce
Kusursuz günahlar serdi yeryüzüne!
Bu günah adacıklarında sadabat
Zevk aynı, şerh aynı, ölüm aynı.
Gölgeler dolaşır sapaklarımda
Siz şeytan diyebildiğiniz karanlığın
Âdemden olma bu köpeklerin
Et kavgasıdır, kan içme sevdası
Bu karanlık ulema, saltanat sürecek
Umudun, helalin, hakkın üstünde!
Dünde, bugünde, yarında
Ayaklarım bastığı sürece bu topraklarda.
Orospu aynı, şerefsiz aynı
Kansız, iliksiz, karaktersiz, zürriyetsiz aynı
Bütün zamanlar gibi bugünde aynı yarın farklı değil.   

Altan İlhan ARSLAN

9 Eylül 2012 Pazar

Şehrim Yok Benim


Uzağa erişen rüzgârlara değdi bakışım
Soğuk dağlar gibi hüzün kaplı derinleri
Eriyip dökülen toprağına taşını katar gibi
İçimdeki yüreği kaç defa aldı heyelanlarım.
Tuna değil nehirlerim çay gibi seyrek
Çekilen sularım var benim.
Bütün yükü heyecanları
Sevgisine katık olan biraz daha manalı
Kendine saygılı yüreği tecritli
İnsansı, bir adım var benim.
Tutmadım ucunu yüküne giden yolun
Yollarının taşına vura vura benliğimi
Bak tuttum, kan tuttum kana boyadım ömrümü
Yandım her defa her ateş sardığında
Neyim ben?
Kendime, bir cevap olsa da cevabı veremedim.
Her ufku sahipsiz bırakmamış
Birileri çala çala
Gök kuşağıma oturmuş
Sürüyorlar saltanat.
Kayığı yıldızdan, ateşli gecelere akıyor
Akorunu tutuyor göğüslerinde, eteğinde İstanbul’un.
Koynundan alıyor sıcağını, yaşatmıyor
O kadar da iğrenç
Bir şehrim yok benim.

Altan İlhan ARSLAN

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Zuhur!


Geliyor işte şahım, sonsuzluğunu aratmayan
Mahiyeti şuurun, her yanda cemali sözüne yemin ola.
Fırsat varsa dilimde tekbiri ilahi verdiğin bu cana;
Pıhtısından kanın, tozundan kemiğin ve varlığından
Aman etmeyen çekilsin! Izdırabına hazır cümlesi âlemin
Dönmek için yanıyor, boşluğa saçılmış iki zıt atoma.
O gün kim hayır dedi, söz nefese, his kalbe atıldığın da
Karanlık ve ışığın ayrıldığı, aralık kadar yürü dendiğinde zamana
Zerden üflendiğinde zuhurun mihrinden kopmuştu hesap.
Kim! Ete büründüğünde itirazı yükseldi.
An geldi, hesap zamanı dendiğinde zuhura
Dönecek karanlığın avucunda tutulan madde
Öyle bir ateş ki yakacak karanlığı ve sonsuz olacak aydınlık!
İşte o aydınlıkta yanacak sözüne layık olmayan.
Onlar yandıkça sonsuzluk aydınlanacak.
Tıpkı bir küf gibi başları mantar meşe kabuğunda
Zehirlidir, tabiata aykırı!
Belki bir hayvan gibi dürtüleri sürükler geniş savanlarında
Türü memeli bu iki ayaktan ayırt edilebilir ancak
Ya zebra, ya ceylan, ya zürafa kadar boyu uzun
Nice insan siluetleri bence makbul sırtlan sürüleri arasında.
Dolaşır zuhurun nefesi bütün manayı kapsayan bir kasırga
Her zerri sarmış kor bir filigran
Bir mahşer gölgesi düşmüş gibi yeryüzüne.

Altan İlhan ARSLAN

14 Ağustos 2012 Salı

Kürsüdeki Eşek

Hiç söyleme, bırak! Öylece kalsın
Tek bir heceyi boğazından geçirme.
Şimdi sırası olmayan cümle kâinat
O pis nefesinde böyle boğulmasın.
Süslü bu edebiyat bahçesinde bir gül
Sen gülü diken, dikeni mahvedensin
Can olacak suyun mahrem yerinde
Sen gözüne bok atar onuda kirletirsin.
Tutukludur namlusu kalemin yazmaz
Kalemin olsa sende bir satır fikir yok.
Fikrin girdiği yerde ahlakı umursamaz
Şerefin kevgir gibi sende hiç iman yok!
Dürüst, âli olacak önce zikri
Fikir düşmeden daha kaleme
Heybeti dökülürken satrı sütun
Vücut olacak cümlesi ve her kelime.
Varlığı cürüm etmiş gölgeden bir nebze
Aklı çirkin dili yumuşak çıyan gibi
Taştan oymalı üstüne süslü bir kıyafet
Bir ihtişam, bir şan, birde şöhret!
Öyle bir havalı gezer buda adam gibi.
Ben diyim kırk katır, sende eşek!
Eşeğin tırnağına nal bile etmeyecek
Gelmiş ki dünyaya bu eşşeoğlu eşek
Ne olduğunu bilmez bakışı tutuk
Ser sefil halinde çıkmış kürsüye.

Altan İlhan ARSLAN

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Cehennem

Karanlık keçi gibi inat leş kokuyor yamaçlar
Ürkütüyor yükseklerde kayaların düşecek gibi
Leşe çığ gibi üşüşecek gözleri var parlayan.
Masum değiliz girdiğimiz bu dehlizde yalın ayak
Kanıyor etimiz kokumuz burnumuza nede iğrenç
Ne çok batıyor göze bataklıklar her yeri iblis
Kan peltelerinde yüzüyor çıplak can uçlarında.
Sonsuz bir matem yükseliyor her şey için
Düştük mahremine, karanlık uluyor yankısı başımda
Dehşetli bir ses bir azap her yeri titrerken!
Sürünüyor mahlûkat katran kuyuları kaynıyor
Aklım çıkacak yerinde tutamıyorum kendimi
Etimden sıyrılıyor, eriyorum;
                           bu katran kuyularında yavaş yavaş.
Yoluna düşen ruhum diplerinde keskin uçurumların
Ermediği aklımın hiç görmediği kadar
Ne kadar soğuk, cam gibi donuk görebildiğim
Bir tek şey var burada her şey siyah
Kemiğin ete, etin ışığa büründüğü kadar.
Sıyrılıyor gözün iris’inden küçük kara nokta
Retinaya bir lav püskürtüsü gibi mahşeri bir korku
Bir girdap gibi boşalan dehşetli bir ateş
Fokurdayan varlığı milyon derece sıcaklıkta!
Zebaniler, yaklaşıyor her yerden alevin melekleri.
Feryattan dövülmüş kopmayan zincir, boyunda kor gibi
Duyulmamış seslerin aksında sonsuz ateş tarlaları
Birer birer çekildiği canların
Öyle bir yer ki bu âlem
        bin yıl uykusuz kalsam rüyasına yatmayacağım
İçinde
Ateş böceği gibi kalır her sabah doğan güneş
O kıyametimizin sabırlı bekçisi.

Altan İlhan ARSLAN

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Islak Mendil


Gönlü hüzün deryası akar durmaz içine
Kurumaz hiçbir zaman gözlerindeki nemi
Bir şarkı gibidir o ağlatan nağmelerde
Islak bir mendilin makamıdır kederleri.

Belki mutluluk vardı Kaf dağının ardında
Bahtsızlığın elinde eridi ümitleri
Bir parça mutluluğu çok gördü kader ona
Islak bir mendilin yazgısıdır kederleri.

Son veda son hece çıkarken dudaklarından
Sonsuzluğa akar o gönlünün şikâyeti
Hicranla kanayan her dakika ömrünün
Islak bir mendilin yazgısıdır kederleri.

A.İlhan ARSLAN