DivShare

aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2013 Salı

Hatırla!

Hani; alçakça gördüğüm o halinden
Biraz kalanıyla göndermiştin beni, hatırla!
Beni, aza sayıp alay ettiğin o günden
Çok değil! Ömrü gitmiş, bitmiş beni!
Hatırla! Bir an kadar kıymeti olmayan
Savurup saçtığın! O, aptal halimi!
Veda kimin için bilmem; fakat ayrılık kesin
Bir vebaldi gözlerime. Uykusuzluk ne ki!
Sen! Bir çağlayanın son uhdesi, vakte karşı can çekişen
Son damlasını gör! Kirpiklerime takılmış
Anlarsın neminden.
Hani; ölüm olsa, bu kadar sürmezdi bu ahit
Aklıma yonttuğum o yüzün veçhiyle.
Gönlüme akdin yazıldığı o vakit, sende ki o hal!
Ay gibi tutkun ve ayın yirmi dokuzu gibi
İçimi döven bu gelgit!
Bitirdi işte, anlarsın halimden.
Anlarsın… Anla… An… Ve unut!
Umudum tek parça ve sen tek vuruşta öldür!
Beni aza sayıp alay ettiğin o günden
Çok değil! Ömrü gitmiş, bitmiş beni!
Hatırla! Bir an kadar kıymeti olmayan
Savurup saçtığın! O, aptal birini!

Altan İlhan ARSLAN

28 Ekim 2012 Pazar

Aşk Ölümdür Yüreğinde


O kadar derin, ışığına dalmalı gözlerinden 
Üstlendiğim veballerin tamamını tüketerek.
Yitirmeli, içimde biriken benliğin cesaretini
Bir korkak gibi çekilmeliyim, aortlarına yüreğinin.
Neden? İnkârı seçtim, seni bu şartlarda istemek!
İtiraf etmek kendimi suç mahallinde
Kurşuna dizilmek hakkımdır, hak damarlarında
Tüylerini diken, yüreğini irkilten varlığımdır.   
Şartlarım ağır! Delik deşiktir tabiatım, yüreğim teneşir!
Görmedim bir harfini hayata dair
Direnmeyi, ezilmeden ayakta kalmayı öğretmedi atam!
Bu militan ruhun ilhakı değil, sana tümden sığındı
Kirli beyaz, içi kor gibi yanan, kefeniyle bu adam!
Aşkına yenilmiş nabzı susmuş, derisi çoktan soğuyan
Bir cesettir, senin o soğuk avuçlarında.
Her gün ölüm var gülüm, gülün gölgesinde
Dikenlerin pusu atsa, yine ben düşerim!
Ben sana sisli bakışlarına güneş olup
Gözlerini kamaştıran beyazı seçtim.
Sen ala vur, kan benim!
Her gün doğarım güneş gibi senin için
Aşk bu gülüm her gün ölürsün bin defa
Bir defa doğarsın o gülün kalbinde.
O kadar derin, ışığına dalmalı gözlerinden
Sonra, isterse ölüm gelsin kalbinde bana.   

Altan İlhan ARSLAN

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Deniz ve Kalp

Ben kalbimi bir sahile kumsal ettiğimden beri
Hiçbir denizin gel giti almadı aklımı başımdan.
Çekmedi her gelişinde, serin sularına katmadı
Bilmedim ben o yüzden, hiçbir denizyıldızını.
Çok oldu gün batarken şavkıyla eğlendiğim
Göğsüme saplanan yosunlu midyeleriyle
Üstümde sevişen çıplak tenli âşıklar
Islandım bağrıma kadar
                        her gün,
                        sahil olmak zor bir şey.
Bu yüzden kayalıkta ki uğultusuna deli olurum
Her gün çarpa çarpa,
                        kırsa beni,
                        kadın eli gibidir bu dalga
Aşkın makamına çağırır ufalarken parçalarımı
Meyana çıkmış gibi beni, her vurduğunda.
Ben kalbimi, kalp beni nereye koysun!
Bir deniz ortasında yortusunda karanlığın
Bir ağa dolaşan yakamoz mu olsam
Ya bulutlar örterse!
Sevmeyecek bir kadın gibi
                        ya denizim küserse!
Ben kalbimi nereye koyarım.

Altan İlhan ARSLAN

Susturacak Gözlerin

Hiç bu kadar sefil cümlelere kalmamıştık
Kabuğu yosun tutan bir ağaç gibi
Hiçbir anıyı bu kadar çürütmemiştik
Yüreğin ne kadar dolu fırtınalısın
Bakışın bir heykel gibi çok soğuk
Yamacından kopacak bir taş misali
Tonlarca ağırlığıyla ezeceksin beni.
Bırakırım, hiç zorlamam bu dakika
Talan edeceksin, çatlaklar arıyorsun
Küseceksin, küllerini yayacak
Boğacaksın nefes alan her şeyimi.
Değilim işte! Sana, direnecek değilim!
Nefretini susturacak duvar değilim.
Bugün önüne dursam da beni sevgilim
Susturacak gözlerin bir şey söyleme.
Nedeni yok konuşmanın dil yaralı
Gerek yok hançeri ağızda düşman gibi
Biz Aşka kifayet söyle ettik mi?
Susturacak gözlerin bir şey söyleme.

Altan İlhan ARSLAN

15 Temmuz 2012 Pazar

Sana Deli Oluyorum

Sana delidir! Kalbinin tavrından
Ayaklarım bir adım ileri gitmiyor.
Her sokak köşe başı kulağımdan
Mahallenin azarı hiç dinmiyor.
Yeter artık duramam
Sana deli oluyorum.
Bir fırsat anı ver, söylerim!

Bu yürek seni deli gibi seviyor.

Uykularım kaçar oldu aşkından
Ne kadar yakmışsın aklım eriyor
Seni görüyor gözlerim duvarlardan
Biliyorum ruhun bana geliyor.
Yeter artık duramam
Sana deli oluyorum.
Bir fırsat anı ver, geleyim!

Bu yürek seni deli gibi seviyor.

Altan İlhan ARSLAN

8 Temmuz 2012 Pazar

Bir Daha Açmayacağım Perdeyi

Öyle soğuk ki, dokun masanda sen tenime!
Bakışlarından üşüyordu kalbim.
Sustuğun zamanlar böyle, hatırlarsan!
Sanki veda ediyormuş gibi çok ürkerdim.
Kar yağmış sokağıma, oysa yüreğim buzlu
Karanlık çöker gibi sen gittin güneşim soğudu.
Süreksiz, ebedi diz çökerim bundan sonra
Bir mezar taşı gibi acıların kaldı içimde.
Perdeyi aralayıp baktığım her dakika
Her baktığımda gelişini gözlediğim sokağa.
Bir daha açmayacağım perdeyi.

Bedelini ödüyor insan, kendine acımazsa!
Kendinden, çok verdiği zaman katlanıyor
Günahları, ümitlerinin katili oluyor.
Herkesin nedeni farklı değil, özü aynı
Kendini avutmaktan nesi başka!
Aşk dediğin! Yalnızlığın korkusu mu?
Yoksa heveslerin dindiği bir beden coşkusu mu?
Avutma hiç kandırma kendini, uydurma!
Acizsin işte gerçek bu.
Sende ağlıyorsun gizlice, yüreğin yaralı.
Ben!
Perdeyi aralayıp baktığım her dakika
Her baktığımda gelişini gözlediğim sokağa
Bir daha açmayacağım perdeyi.

Altan İlhan ARSLAN

Aşkımız

İnceden dokunur bir kumaş gibi
Bir tığ sevdasıdır bizim aşkımız
Oyalıdır yar senin o güzel bakışın
İşlenir yüreğime tel tel sevdası.

İnce belden sazdan sözden
Geçti artık gönlümüz her hece
Biz yandıkça ateş külden
Şikâyet eder oldu ikimize.


Vakit oldu susan dilim yeminli
Saklı kaldı aşkın tadı dillerde
Tutsak olsam zincirlere vurulsam
Açılmaz kilitler tutamıyor sevdayı.

Altan İlhan ARSLAN

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Meyil Etme!


 

Öyle 
Başımı eğmeye gerek yok yâda daha çok kırılmaya.
Öyle
Sessizce duruşuma bahaneler arayıp içimi kederle doldurmaya.
Tek istediğim kendime bir parça dürüst değil tamda öyle olmak!
Bir yudum çaydan aldığım keyfi bir mavzer mermisinden çıkarmak.
İçime düşen ateşin sıcağında ciğerim köz oluncaya kadar, ancak!
Savrulmak, bir mezardan diğerine bir hainin kurşununda defalarca
Öyle işte! Sonuna vardığında bu kâbusun açılıyor iki göz bir acıya
Bir acı büyüyor içimde dağları bile gölgede bırakacak.
Yalan değil, ben kendime hiçbir şey uydurmadım
Niye uydurayım!
Her şey zamanla değişiyor, aklı olanda bunu bilir.
Kalbim keşke kör olsaydı dediğim çok oldu kendime
Çok sordum bazı şeyler doğru değil, çok şey yanlış!
Yanlışı gördüm, yıkıldım bir daha gelemedim kendime.
Gel de sev! Ciğerine ateş lazımsa, ömrüne belayı arıyorsan
Gözyaşı içime akarsa nasıl olur diye çok meraklıysan
Ne sandın aşkı? Zevkine sırt çevirip ruhuna dayandıysan
Senin derdin çok be adam, ölüme meyil etme!
Aşk dediğin kendini kandırmak, bir parçanı kesip atmak!
Başkasının çöpünde umutlarını bulacakmış gibi karıştırmak
Böyle ederi yok pahasına ucuz olma, yakma lambasını
Daha zifiri karanlık çökmedi düş bahçelerine.
Kırdığın denize dilek tutup, her şeyi hiçe sayıp taş atma!

Altan İlhan ARSLAN

1 Temmuz 2012 Pazar

Devrim Tadında Bir Aşk


Kahretmişim içime kendime sövüyorum
Kelepçeli yüreğimde dünümü dövüyorum
Can ektim çareme keseklerinde toprağın
Gün ettim dağında geceye gel diyorum.

Sustukça dilime acı bir hayat sürüyorum
Bir de yanında ayran beyazında bir sevda.
Susak dört göz, iki dudak ve el diyorum!
Sarıyor içimi zaman acı bir cop tadında.

Dileme hiç kendine yarın güzel olacak!
Olsunlara pusu kurmuş üç beş kahpe bekliyor.
Devrim tadında bir aşk, ben öyle yaşıyorum!
Bir hainin kurşunu beni aşkta bulacak.

Altan İlhan ARSLAN

30 Haziran 2012 Cumartesi

Bu Şiir Sana















Aslındalarla başladı temiz bir sayfada, bambaşka bir hikâye
Ne söz yetiyordu ne uzun cümleler anlatmaya, o her şeyiyle farklıydı.
Uzun cümlerle gelindi bir tığ işçiliği gibi oya gibi inceden
Kaderin hakkını vermek lazım, oda atmıyordu tek bir adım
Kendi kadar güzel kendi kadar özel tutuyordu her şeyi.
Suç kalemin değil, ona hükmeden aklı gitmiş bir yüreğin
İçinde patlayan sessizliğe olan öfke, dile vurmayan içselliğin
Söylenecek bütün betimlemeler ve içteki duygunun türevi
Toplasan! Dile bir satır, o da aşkımı söyleyebilmekti.
İçimde sen, dışımda sensiz koskoca bir dünya, farkımda mısın?
İstedim seni çok, zamana boynu bükük içim kan ağlayarak
Sen beni anladın mı? Söyle: bu zalim kader bize ne kadar yakıştı.
Sende beni seviyor musun? Bu hikâyenin içinde, bir defada
Serildim, gözünde bir dağ gibi yaşlı, oysa bir ova gibi genç
Yüreğim yüreğinin önünde diz çökmüş, adı aşktı esaretimin
Bu şiir sana, söylediğim gibi tıpkı senden ne aldıysa
Onun içime düşürdüğü ateşin belki son sözleri, şimdi söz sende.
Ya hep sus! Ya hiç durma!
Bu hikâye bizim, sonsuza kadar sürsün istiyorum.
Yüreğinin denizine bir taş gibi düşüp, aşkında boğulmak!
Layık olduğun gibi seni, bulutların üstünde tutmak!
Yüreğimin en temiz yerinde, aşkımın içinde uyutmak istiyorum.
Ver elini.. Hadi bu söz sukut olmaktan çıksın
Gözlerin, o dakika gözlerime baksın!
Yüreğim bakışlarından akan ateşle yansın, yansın istiyorum.
Ver hadi sözünü aşka! Bu, sana ve bana ait bir yemin olsun.
Mutluluğa uzanacak ellerimizin, şimdi ve tam bu anda buluşması..

Altan İlhan ARSLAN

28 Haziran 2012 Perşembe

Sevgilim


Biz iki yaban gülü gibiydik senle
Mutluluk hasretin rüzgârlarında
Dolardı sevgilim hep içimize
O rüzgâr taşırdı tenin kokusunu
Senli benli olurduk ayrı gecelerde.

Sana değilde kime yansın bu gönül
Kimde kalsın aklı her hecesinde
Adını çağırsam o sen değilmisin
Gönlüme cevap veren bir sevgili
Bir eş gibi bana sever adım gel.

Altan İlhan ARSLAN

27 Haziran 2012 Çarşamba

Bitti Be Adam




 
 
 
 
 
Onları gözüne çarpan ışıklar gibi düşün
Hiç bir arzu nehir gibi akacak bekleme.
Bir ışık demeti gibi gözünden gelip geçsin
Oda dönecek bir gün karanlık geceye.
Arzunun dağında doğup coşkuyla akan
Her heves gibi onunda zevki terk
Terki lisan ile her cümlesinde bir zevk
Silinecek aklının her köşesinden.
Ne ruhunda nede aklın ta burnunda
Gözünün kirpiğinde bir rimel kadar
Okşadığın saçların hiç bir santimi
El değmemiş bir kıl tanesi
Tanımayacak seni hatır hanesinden.
Sen ağla be adam bitik haline
Roman yaz istersen kalemi can tut
Mürekkebin kan olsun!
Bırak baktığın yeri denizi mavisinde
Martılar bırak yalnızlığa uçsun.
Sen yan kendi haline.
Çekil, sıran geçti bu sahneden!
Sana alkışsız bir yol göründü
Bitti her oyun gibi bu perdede
Senin içinde aşk hüsran ile sona erdi.
Bitti be adam, bitti!
Altan İlhan Arslan

Dileğin Olsun




Gecenin karanlığında bir fısıltı gibi, bir ırmak gibi aktı geldi
Sonsuzluğu dolduracak bir ışık gibi, iki gözü baktı gözlerime.
Bin yıllık bir kuraklığın, çoraklığında yüreğim ilk defa titredi
Gecenin karanlığında! Ah Altan, ah bir yıldız önüne düşüverdi.

Titremesin, kalbine girmesin, bırak! Ne kaldı sana bu kavgadan
Yolun ne başı ne ortası senin için, şems ile bekliyor sonunda.
Artık bir masal gibi okursun, yum gözlerini hayata bakmadan
Bir ahın olsun bu kaldırımda, senindir o! Dileğin olsun sonsuzluğa.

Altan İlhan ARSLAN

Bir Daha Getirmeyecek Teninin Kokusunu




 
 
 
 
 
 
 
Zaman vurmuş bak yüze yalnızlığı seçiyor
Hüsranım gibi karanlık olsun diyor yüze.

İki tatlı söz olsun gönül duymak istiyor

Onu da, hep acı bir an bırakmıyor ki bize.


Gittin artık uzaklara tuttuğum el öptüğüm dudak

Bakmaya kıyamadığım yüzün kaldı benden uzak.


Artık yalnız kalacak gönül buna alışsın

Duymayacak sesini, tütmeyecek burnumda

Bir daha getirmeyecek teninin kokusunu

Unutturacak kendini silecek yüreğimden.


Altan İlhan Arslan

25 Haziran 2012 Pazartesi

HAYALİMİN KADINI














Baksam diyorum İstanbul’un bir yakasından
Boğaza dönüp derin derin baksam
Ey gönlümün kadını sensiz bu şehirde
Hayalinin peşinde sokaklarda kaybolsam.

Zaman hayalime bir umut yeri
Arasam hayalin dilberi bulunur mu?
Gölgelenmiş sokaklarda o peri
Yabancı akşamın ufkuna sorulur mu?


Gönül bir deli rüzgâr gibi eser bu şehirden
Kalmamış hali duman gibi tüter ocakta
Küllenir yüreği viran tutkusu bu vücudun
Sanmayın geçer bu hayalle ömrü tuzakta.


Gözlerim görecek elbet bir gün
Bir ümit ki o derin hayali bile
Silecek ruhun en taze halinden
Bu derin sensizlik acısını bende.

Altan İlhan ARSLAN

22 Haziran 2012 Cuma

YAN SENDE

Yüreğim uçurumlarda açan dağ çiçekleri gibidir. 
Yüreğim ölüme bakan o kör dipsiz kuyulardan farklı mı? 
Aşkım gözlerim kan ağlar gör artık, duy beni ne olursun.. 
Yeter artık yaktığın, bu can buna daha fazla dayanmaz 
Gider aklım başımdan o zaman senide, benide tanımaz! 
Acımı aşk diye yaşatma bana, yalnızlık ömre bedel değil ki 
Bir defa benim gibi yansa yüreğin, canın hiç acımaz mı? 
Of… Benim gibi yan sende 
Sende uçurumlarda soğut yüreğini poyraza verip 
Karart gözünü! Aşka cesaretin gelsin. 
Tutacak elin olsun elim, senin olsun ağlayan can, ciğerim...  
Altan İlhan ARSLAN
 
 

Aşk Acıtır



 
 
 
 
Bu son zamanı kalmadı yaşanacak bir an
Bırakmadı tutunacak bir dal yarınlarıma
Sabrımı sınıyor, acılar deliyor bağrımı
Rüzgârında öldür! Kaderin en keskin uçurumunda!
Vefakâr yüreğim vuruldu, hainsin..
Yıkık ve perişan bana günah değilmi?
Ey ömrümün hebası seninle hesabım!
Bu canı sana ben ezdireyim mi?
Tuttuğum ne kaldı elimde, sakın ağlama!
Yalanmış sevdası ayakta kal, dur! Yıkılma!
Bir hiçmiş keder oldu yok say deli yüreğim
Bu kadar mı kolay yıkılmak, ölmek uğruna.
Kendimi dinliyorum, bakıyorum çok uzaklara
Mavisinde denizin kendimi arıyorum
Martıların cıvıltısı ve dalgaların uğultusunda
Yosun kokan saçlarını, kahretsin seni görüyorum.
Bu zamanda bana sensiz bir hayat
Çölde yaşamak gibi yaşamak olur
Anladım ki hiç çıkmayacaksın aklımdan
Sensizliği yaşamak yaşamaksa haram olur.
İçime hapsolmuş nefesin duruyor
Gel vur hançeri çekip gittiğin yerden
Hiçbir ızdırap bu canı acıtmazdı
Canımı senden kalan hatıran yakıyor.

Altan İlhan ARSLAN

21 Temmuz 2009 Salı

Truvalı Helen (Mitoloji)

Dünyanın en güzel kadınıdır. Sparta kraliçesi Leda ile tanrı Zeus'un kaçamağından doğan bir kızdır. Dioscuri'nin kardeşi ve Clytemnestra'nın ikizidir.

Helen daha çocukken Yunan kralı Theseus tarafından kaçırılır ancak daha evlenecek yaşta olamadığı için kral onu annesi Aethra'nın yanına Aphidnae'ya yollar. Fakat Helen, ağabeyi Dioscuri tarafından kurtarılır, Dioscuri aynı zamanda Aethra'yı da esir alır. Helen evlenecek yaşa geldiğinde Yunanistan'daki bütün güçlü ve nüfuzlu erkekler onun peşine düşer fakat kalbi kırık damat adaylarının çıkaracağı sorunları düşünen babası kral Tyndareos, Odysseus'u dinler ve kızını istemeye gelen herkese Helen kimi seçerse seçsin, onun evliliğini ve mutluluğunu korumaya yemin ettirir. Daha sonra kral, Menelaus'ta karar kılar ve Helen onunla evlenerek ona Hermione isminde bir kız çocuğu verir.

Ancak, on sene kadar süren mutlu bir evlilikten sonra Helen, Truva prensi Paris ile kaçar. Bunun üzerine kocası Menelaus diğer damat adaylarını, onlara yeminlerini hatırlatarak bir araya toplar ve tarihteki en büyük Yunan ordusu, Agamemnon komutasında efsanelere konu olacak savaş için Truva'ya gider.

5 Temmuz 2009 Pazar

Platon'un Varlık Felsefesi Ve Aşk




*Platon varlık felsefesini de Yaratılan her şeyin Allah'ın felsefesi olduğunu dile getirip örneklemelerle, idealarının doğrulunu kanıtlamaya çalışması onu felsefenin ana ilkelerinden epistemolojik (bilim felsefesi) yapıya itmiştir.Eğer ölüm ve evlilik önceden Tanrı tarafından belirlenmişse,bu değişmez olayların insanları etkilediğini ve insanların bağımsız bir yaşama sahip olmadığını aktarmıştır.Bir insan delice aşık olduğu birine kadersel sebeplerle kavuşamazsa o insanın ruhsal acı çekmesi gerekir.Acı çeken ruh sevdasını aradığı insana kavuşamamasından dolayı verememekte yani ruhsal haz alamadığından, sevgisini başka bir varlığa açması yolu açıldığı kaderci yaklaşıma girmesi demek olduğunu aktarmıştır.
1.TANRI SEVGİSİ:Bir insan sevdiği insana kavuşamadığında sevgisini başkasına vermekten çekinerek yada sevgisine o insandan başkasının layık olmayacağını düşünerek sevgisini sadece yaratana vermeyi düşünür.Çünkü onun büyük sevgisine tanrıdan başka kaldırabilecek varlığın olmadığına inanır.
2.KADERE BOYUN EYME:İnsan sevdiğine kaderin çeşitli oyunlarıyla yani kadere sebepsizliği yüzünden sevdiğine kavuşamaz,sevdiğine kavuşamayan insanların ruhunda derin bir yara açılır.Bu yaranın kapanması zor olmakla birlikte,baskı yada kendi iç dünyasında mantıksal imgelerini başka bir insanın üzerinde yoğunlaştırmaya çalışır.Bireysel çaba ve çatışmalardan sonra sevmediği yani ilk başta haz duyamadığı bir insanla birleşerek onunla alışkanlık evliliği yapar.Ama ruhundaki yara kapanmaz.Ruhundaki yara sadece zamanla kabuk bağlar ama bu hep onun bilinçaltını zorlar.Bu durumu yaşayan insanları gördükçe duyguları depreşerek bu yara ölümüne kadar sürer.
3.ÇEŞİTLİ VARLIKLARI SEVME:İnsan sevdiğine kavuşamadığında yada en çok sevdiği insanlardan aldatılma veya ihanet gördüğü zaman kadersel genelleme yoluna giderek,çevresinde bulunan hayvanlara aşık olur,onlara dost olma yoluna girer.Evlerinde kedi,köpek veya çeşitli hayvanlara sevgileriyle kucak açarlar.
4.DOĞAYA AŞIK OLMA:Doğa yaratanın sadece bir eseridir.Doğaya aşık olan yaratana da aşık olduğunu anlar.Doğa tanrının sadece bir yansımasıdır.Yaratanı mantıkla aramayı sevenler,doğadaki ağaçlara,çiçeklere, denizlere,manzaralara,bitkilere,böceklere kısaca doğayı oluşturan tüm fenomenlere aşık olurlar.
5.EVRENSEL SEVGİ:Evrensel sevgi tüm doğayı,tüm insanları tüm görülen ve görülmeyen her şeyi seven insanlar,evrensel sevgi yoluna girmişlerdir.Evrensel sevenler aşklarını ve sevgilerini paylaşımcı olarak dağıtmayı severler.Paylaşımcı olduklarından dünya sorunlarına daha eğilimlidirler.
Platon varlık sevgisini platonik aşk kurgulamasını aktarmıştır.Ama platonun idea dünyasında yer alan en önemli felsefi aşkı ruhun yaratana olan ilahi sevgisi olduğunu açıklamaktan da uzak kalmamıştır.Hiç bir insanın tanrı sevgisinden mahrum kalmadığını belirtmiştir.Ruhun bir öz olduğunu idea dünyasında geniş yer vermiştir.Ruhun yaratanın emrinde olduğunu ve kaderin bu yüzden devam ettiğini belirtir.Ruhun öz olarak TANRI YA bağımlı olduğunu aktarmak ister.
Platon insanların yaratılmadan önce Yaratan tarafından ruhların ortak özelliklerine göre ruhları tanıştırmış bir şekilde kader çizgilerini belirlediğini savunur.Maddi dünyada ki bu tanışıklık daha sonra ruhların birbirini çekimi(manyetizma) etkisiyle kaynaşmalarının oluştuğunu açıklamaya çalışır.Evliliğinde,ölüm gibi külli kaderde yer aldığını belirtir.Platonun bir sözü kafaları karıştırmaktadır."Eşi çirkin olan,filozof olur"."Tabi buradan şu anlaşılmaktadır.Platon fiziksel güzellikten bahsetmemektedir.Duygu ve düş güzelliğinden bu kanıya vardığı açığa çıkmaktadır.O zaman şu soru felsefede tartışılır.İnsanlar sevmeden de evlenebilir mi?Bu soruya felsefi yanıtlar bulmaya çalışan platon;açıklamalarında herkes severek evlenmez sonuçuna ulaşır fakat sevmeyen insanların ruh dünyalarında devamlı bir aşk kurgusu yattığını ifade etmekten uzak kalmaz.Aşk kurgusu bazen alışkanlıklarda eridiğini bazen de aşk kurgusunun baskın çıktığı zamanlarda ihanet ve aldatmaların gizliden veya açıktan yapıldığı kanısına varır.
Platonun aşk kavramını da değindiği ortaya çıkmaktadır.Aşkın erişilenemeyene olan hasret olarak acının insan ruhunda büyümesi anlamında değer kazandığı açıklamasını yapıp,aşkın özlem duyulanın olmadığı zaman onu hissetmek olduğunu belirtir.Aşkın ve sevginin hayatın anlamı olduğunu ve bu iki ideanın insanda körelmesi sonucunda mutsuzluk ve heyecan duygularının öldüğünden bahseder.

Nedir AŞK?

*Aşk acı çekme hazzıdır.

*Aşk kendini tanımak için olgunluk aşamasıdır.

*Uğruna ölümleri bile göze aldıran en mükemmel duygu selidir.

*Cesaretin ve korkaklığın arasında kalınan çaresizliktir.

*Aşk susmaktır sadece bakmaktır.

*Aşk,o haz duyulanın yanında olmadığı zaman,o hazın yanında olmasını istemektir.

Bana Göre AŞK

*Aklın körelmesi ve vücutdaki hormonel eğilimlerin doruk noktaya çıkmasıdır. Bu düşünceyi beğenmemiş olabilirsiniz ancak bu gerçeği değiştirmeyecektir.

*Aşk bir saman alevi'dir.

*Kendini kandırma sanatıdır.Neden mi? Tüm alışkanlıklarınızı, varlıksal niteliklerinizi, yaşamsal aktivitelerinizi geçici olduğunu bilmediğiniz bir varlık için zaafa uğratırsınız.Bu anlamda aşk bir cümlenin eylemidir, sonucu değildir.


Aşık olan insan,kaybettiğine benzer yada ondan daha mükemmel bir insan arayışına girer.Acaba aşık olan insan kaybettiği aşkın,yerine bir sevgi koyabilecek midir?Önce bunu umut edebilir ama zaman ilerledikçe ona benzer bir aşkın bulunamayacağını zor da olsa sezer.Asıl olan ona benzer hiçbir aşkın realitesini yakalayamayacağını hissetmesidir.Buna bazen yaşanması gereken bir kader der.Bazen de olgunlaştıran bir melankoli der.Bu arada mantık araya girer.Mantık ona aşk anlamında ruhun özgüven çelişkisi içerisinde olduğunu anımsatır.Bu yüzden ruh yerini bilince bırakır.Bilinç ona devamlı alternatifler sunar.Bilinç bu arada zamanla yarışmak ister.Bu zaman bilinmeyene yolculuk ile ruhsal yarayla bir arada ilerler.

Güzel bir resim buldum aşka mizahi değdirme yapan ilginç bir bakış açısı.



Bir benzetme yapsanız yukardakilerden hangisi sizin aşkınıza tarif olurdu?

20 Mayıs 2009 Çarşamba

SEVMEK



Sevmek bir eylemdir edilgen bir duygu değil. Bir şeyin <<İçinde olmaktır>> bir şeye << kapılmak>> değil. En genel biçimiyle sevmenin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.

Vermek nedir? Çok kolay gibi görünüyorsada bu sorunun yanıtı gerçekte karışıklıklarla belirsizliklerle doludur. Bu konuda yaygın yanlış anlama, vermenin bir şeyden <<vazgeçme>>, bir şeyden yoksun kalma, bir başkasının uğruna kurban olma gibi anlaşılmasıdır. Kişiliği gelişmemiş, yönelimleri hep banacı, sömürücü yada istifçiliğin ötesine geçememiş bir kişi sevme edinimini böyle anlar. Bezirgan kişilikli biri, karşılığında bir şey alarak vermeye hazırdır, ona göre bir şey almadan vermek kandırılmaktır. Ana yönelimi üretici olmayan kişi verme sonucu yoksullaşma duygusuna kapılır.Böylece bu tür bir çok kişi vermeyi red eder. Bazılarıda vermeyi bir özveri duygusu olarak ele alıp erdem, sayarlar. Kişi vermelidir, çünkü vermek acı çekmektir, onlara göre vermenin erdemi , bir şey uğruna özveriyi kabullenmekte yatmaktadır. Onlar için vermenin almaktan daha iyi olduğu duygusu, yoksun olma acısının, alma sevincinden daha iyi olduğu anlamına gelmektedir.

Üretici bir kişilik için vermek, tümden farklı bir anlam taşımaktadır. Vermek, taşınılan gücün en üst düzeyde anlatımıdır. Verme edimi sırasında gücümü, zenginliğimi, kudretimi hissederim. Bu üst düzeyde yaşanılan canlılık ve taşınılan güç beni sevinçle doldurmaktadır. Kendi kabıma sığmadığımı, har vurup harman savurduğumu, yaşadığımı hissediyor, bu yüzdende sevinç den uçuyorum. Vermek almaktan çok daha çoşku vericidir. Bu beni yoksullaştırdığı için böyle değildir, verme eyleminde canlılığımın gücü yattığı için bu böyledir.