DivShare

Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Örgütlerde Psikolojik Sorun ve Şikayetler

İş ile İlgili Şikayetler:


İnsanların iş ile ilgili belirli sorunları vardır. Bunlar işin yapılış koşullarına göre ve iş aletlerine bağlı şikayet ve tatminsizlikler, belli bir işte çalışma sonucunda elde edilecek maddi çıkarlara ilişkin tatminsizlikler, takdir edilme ve sosyal prestij durumlarına ilişkin şikayet ve tatminsizlikler olarak sıralanabilir. İnsanlar kişiliğin verdiği sıkıntılardan, yapmak isteyip yapamamanın verdiği bir bunalım yüzünden, terfi ihtirası veya küçük sebepler yüzünden şikayet etmektedirler. İnsanlığa en büyük üzüntü ve ızdırap veren şeyler, büyük üzüntü ve kırgınlıklardan çok devamlı olan küçük kırgınlıklar ve iş saatlerinde duyulan küçük kinlerdir. Büyük ızdıraplar akıl ve mantıkla açıklana bildiği ve bilinçle kavrandığı halde küçük kinler ve üzüntüler bilinç altında gururun egemen olduğu hallerde geçerli olmaktadır. Bunun için nefret uyandıran bütün küçük olaylara önem verilmelidir. 
Davranış Bozuklukları:

Psikolojik tatminsizlik sonucunda ortaya çıkan belli başlı davranış bozuklukları vardır. Bunlar saldırgan davranışlar, geriye yöneliş ve dönüş davranışları tekrar denenmek istenen sabit davranışlar, tevekkül olma gibi davranışlardır. Değer verilen bir kişi gözüyle bakılmak yetenekli bir insan gözüyle sayılmak anlaşılmak grup içinde sivrilme ihtiyacı tatmin edilmediği sürece bu tür karakter sahibi olan kimseler tatminsizlik ve şikayete yol açan ruhsal bunalıma gireceklerdir. 

 
İşte Monotonluk Sorunu ve Önlenmesi

Bir işin aynı tempoda ve sürekli tekrarlanarak yapılmasının verdiği yorgunluk ve bıkkınlık durumlarına monotonluk adı verilir işleri özelliklerine göre otomatik, yarı otomatik ve otomatik olmayan işler diye üç gruba ayırabiliriz. Devamlı ve çok dikkat isteyen işler sıkıcı ve daha monotondur. Monotonluğun belli başlı nedenleri vardır:
a)İşin özellikleri
b)İşçinin monotonluğa karşı duyarlılığı
c)İş yerinin manevi ortamı
d)İşçinin psikolojik durumudur.
Monotonluğun giderilebilmesi için alınabilecek önlemler vardır. Bunlar bir iş görenin tek bir iş üzerinde ihtisaslaşması yerine bir kaç işi öğrenerek uzmanlaşması, iş değiştirme (rotasyon), işi en doğal süresinde yapma, günlük çalışma sürelerinin iyi ayarlanması, çalışma saatlerinde işçilere müzik dinletme, dinlenme sürelerinin en yararlı şekilde ayarlanmasıdır.

 
İşe Devamsızlık Sorunu ve Personel Devri

Günümüz işletme ve yöneticilik sorunlarının başta gelen olgularından biri de devamsızlıktır. Devamsızlık kısaca iş görenin çalışma programı veya planına göre çalışması gereken zamanda işine gelmemesidir. Devamsızlığın sebepleri çok çeşitlidir. Yapılan araştırmalar, 25-45 yaş arası kimselerde devamsızlığın genç grup ve yaştakilere nazaran daha az olduğu, kadınların erkeklerden daha fazla devamsız oldukları, çocuk sayısının az olduğu çekirdek ailelerde fazla çocuklu ailelere nazaran daha az devamsızlık yaptıkları, iş yerinin uzaklığı arttıkça geç kalma ve devamsızlığın fazlalaştığı kıdemli işçilerde kıdemsizlere nazaran devamsızlığın fazla olduğu öğrenim derecesinin yüksekliğinin devamsızlığı önemli ölçüde etkilediği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Devamsızlık oranını sıfıra indirmek mümkün değildir. Özellikle hastalıklar personel sağlığı gibi sebepler önemlidir. İyi bir şekilde yapılacak personel devri devamsızlığı en aza indirebilir. 
 
İş Ortamının fiziksel Sorunları
 
A: Aydınlatma:
Çalışma ortamının ilk sorunlarından birisi işi en iyi şekilde yapmayı sağlatacak aydınlatma sorunudur. Aydınlatma sisteminde ışık tek yönden mümkünse tek kaynaktan gelmeli, ışığın kaynağı sabit olmalı ve renk değişimlerinden kaçınılmalıdır. Işığın şiddeti iyi ayarlanmalı, renkli aydınlatma sistemlerinden kaçınılmalıdır. İyi bir ışıklandırma hem erken yorulmayı önler hem de insanları güdüleyerek iş verimini artırır. Gün ışığına yakın ışıklandırma görüş etkinliği açısından diğerlerinden üstündür.
B: Atmosfer Koşulları:
Atmosfer koşullarının insanlar üzerinde çok çeşitli etkileri vardır. Havanın kimyasal bileşimi, hava sıcaklığı, hava basıncı, hava değişimleri, havadaki nem oranı, farklı sıcaklık ve nem dereceleri, insanlar ve iş verimi üzerinde önemli etkileri vardır.
C: Gürültü:
Zihinsel işlemleri gerektiren işlerde gürültü çok rahatsız edicidir. Gürültü ani olarak meydana geldiği zaman insanda ani korku ve şoklara neden olur. Aşırı gürültü ise geçici veya sürekli sağırlıklara neden olmaktadır. Gürültünün önlenebilmesi için zeminin gürültüyü emecek biçimde esnek yapılması, tavanın ve duvarların uygun maddelerle kaplanması, kulaklıklar takılması gibi önlemler alınmalıdır.
 
İş İle Personel Arasındaki Uyumun Sağlanması 

Sanayide en önemli sorunlardan birisi iş ve personel arasındaki uyumdur. İnsanlar yaş, cinsiyet, bedensel nitelikler, tecrübe, çalışma hızı, zeka, muhakeme ve sabır gibi hususlarda farklılık gösterirler. Bireylerin nitelik ve yeteneklerine karakter ve tutkularına uygun bir meslek seçmeleri gerekir. İşe uygun personel ve personele uygun personel en önemli husustur. Bu hususla ilgili olarak çeşitli testler yapılmıştır. Birincisi süreç testleridir.
Aynı zamanda grup ve kişisel testler yapılmaktadır. Grup testlerinin en büyük avantajı zamandan tasarruf sağlamasıdır. Yetenek testleri ise bireyin potansiyel yeteneklerinin ölçülmesini amaçlar. Yetenek bir bireyi her hangi bir işe yerleştirirken özel bir eğitimden geçirilmeden önceki nitelikleridir. Zeka testleri ise zihinsel yetenek, öğrenme, intikal çabukluğu, hafıza, yaratıcılık veya yenilik yapma gücü kavrayış çabukluğu gibi bireysel farkların ortaya çıkmasını sağlar. Fiziksel ve duygusal testler bireylerin vücut kuvveti ve atmosfer koşullarına uygunluğunu ölçer. İlgi testleri bireylerin ne gibi hobileri, tutkuları ve zevkleri olduğunu öğrenmeyi amaçlar. Yöneticiler görüşmenin, endüstriyel ilişkilerde çok önemli olduğunu vurgulamışlardır. Görüşme; örgütsel bir amacı gerçekleştirmek için bireylerin karşılıklı konuşmasından ibaret bir beşeri ilişki türüdür. Görüşmenin evreleri
1) Hazırlık
2)  Görüşmenin yapıldığı ortam
3)  Görüşmenin yürütülüş biçimi
4)  Görüşmenin sona ermesi
5)  Değerlendirme bölümlerinden oluşur.

 Prof. Dr. Erol EREN İstanbul / 1993

7 Temmuz 2012 Cumartesi

İNSAN DAVRANIŞI

A) RUH:
1) Ruhsal Hayatın Kavramı ve Öncülü: Ruhun serbest bir şekilde hareket edebilme ile tabii bir ilişkisi vardır.
2) Ruhsal Organların Fonksiyonu: Ruhsal Hayat, saldırgan etkinliklerle güvenliğe ulaşmak için yapılan etkinliklerden oluşan karmaşık bir bütündür; en son amacı da insan organizmasının varlığını sürdürmesini sağlamak ve ona güvenlik içerisinde gelişebilmek imkânını vermektir. Hayattaki her türlü kötülüğün kaynağı olarak birtakım kusur veya yetersizliklerin görülmemesi gerekir.
3) Ruhsal Hayatta Belli bir gayenin var oluşu: İnsanın ruhsal hayatı, gayesi ile belirlenmiştir. İnsanın bütün etkinlikleri her zaman için var olan belli bir gayeye doğru yönelmedikçe, etkinliklerini belirleyen, değiştiren ve sürekliliğini sağlayan bir gaye bulunmadıkça, hiçbir insanın düşünmesi, istemesi ve hayal kurması mümkün değildir. Bir ruhsal gelişmeyi ancak her zaman için var olan bir gayeyi göz önünde tutacak olursak anlayabiliriz. İnsanların hareketlerine yön veren gaye, çevrenin çocuk üzerindeki etkileri ve çocukta uyandırmış olduğu izlenimlerle belirlenmiştir.
B- RUHSAL HAYATIN SOSYAL GÖRÜNÜŞLERİ:
1) Mutlak gerçek: Bir insanın ne şekilde düşündüğünü bilebilmek için o insanın başka insanlarla olan ilişkilerini incelememiz gerekir.
Hiç durmaksızın ortaya çıkan problemleri çözme sorunluluğu insan ruhunun etkinliğine yön verdiği için, insan ruhu özgür bir kuvvet olarak hareket edemez.
2) Topluluk hayatına duyulan ihtiyaç: İnsan varlığının sürekli olarak yaşamasını en iyi sağlayan şey, topluluk hayatıdır.
3) Güvenlik ve çevreye uyma: İnsan ruhunun gelişmesinde konuşmanın son derece büyük bir değeri vardır.
4) Sosyal Duygu: Bir insanı ölçmemize yarayacak kriterler, o insanın genellikle insanlık için taşınmış olduğu değerle belirlenmiştir.
C- ÇOCUK VE TOPLUM
Toplum bizden, ruhumuzun gelişmesini de etkileyene bir takım yükümlülükleri yerine getirmemizi ister.
1- Küçük çocuğun durumu: Toplumun yardımına muhtaç olan her çocuk, hem ona bir şeyler veren, hem de ondan bir şeyler alan, bir yandan çevreye uymasını bekleyen, öbür yandan yaşama iç tepkisini tatmin eden bir dünya ile karşı karşıyadır. Tiplerin oluşumu hayatın ilk döneminde başlar.
2) Güçlüklerin etkisi: Ruhunun gelişmesi sırasında çocuğun karşılaşmış olduğu engeller, genellikle sosyal duygusunu bozmakta ya da sosyal duygunun gelişmesini durdurmaktadırlar.
Aşırı bir sevgi gösterilerek yürütülen bir eğitim de, hiçbir sevginin bulunmadığı bir eğitim kadar zararlıdır.
3) Sosyal bir varlık olarak insan: İhsanı anlayabilme onu komple çevresiyle değerlendirme ile başarır.
D- İÇERİSİNDE YAŞADIĞIMIZ DÜNYA:
1) Dünyamızın yapısı: İnsanı çevreye en çok yaklaştıran duyu organı gözdür.
2) Dünya görüşünün değişmesi ile ilgili unsurlar: Bir insanın bireyselliği neyi ve nasıl algılamış olduğuna bağlıdır. Bu algılar bellekte muhafaza edilir ve ruhun gelişmesinde, hayal gücünün artmasında etkilidir. Hayal gücünde bir algı, o algıyı oluşturan obje olmaksızın yeniden meydana getirilir.
3) Hayal Kurma: Hayal kurma, insan organizmasının hareketliliğine bağlıdır. Hayal kurmanın derecesi ya da hayal gücünün kapsamı konusunda kural olmak
4) Rüyalar: Bir insanın karakteri rüyalarda kolayca anlaşılır.
5) Kendini Başkasının Yerine Koyabilme ve Özdeşleşme: Kendini başkasının yerine koyabilme yeteneği, bir insanın başka bir insanla konuşması sırasında ortaya çıkar. Bir kimse ile özdeşleşmemiz mümkün olmazsa, o kimseyi anlamamız imkansızdır.
6- İpnotizma ve Telkin: Sosyal duygunun etkisi altında, insanın kendi çevresinden etkilenmeyi bir dereceye kadar istemiş olduğunu görüyoruz. Etkilenmeye hazır olma derecesi, etki yapan kimsenin etkilemeye çalıştığı kişinin haklarını ne derece göz önünde tuttuğuna bağlıdır. Zarar verilen bir insan üzerinde devamlı bir etkide bulunmak imkansızdır. Bir insan ancak kendi haklarının gözetildiğini hissettiği zaman en iyi şekilde etkilenir.
E- AŞAĞILIK DUYGUSU VE KENDİNİ KABUL ETTİRME ÇABASI
1- İlk Çocukluk Yılları: Dünyaya bir takım organik kusurlar ve yetersizliklerle gelen çocukların, küçük yaşlardan beri, çoğu zaman sosyal duygularının engellenmesine yol açan bir durumla karşılaştıkları görülmüştür.
2- Aşağılık Duygusunun Giderilmesi: Çocukluk güçlü olmak için gösterdikleri çabayı açıkça dile getirmezler, onu sevgi perdesi altında gizlerler. Çocuk, aşağılık duygusunu giderme çabası içerisinde yalnızca güç ve kuvvet dengesini yeniden kurmaya çalışmakla yetinmemekte, aynı zamanda aşırı bir telafi mekanizmasına başvurmaya, bu yüzden dengeyi bozacak şekilde öbür uca doğru gitmeye çalışır.
Herhangi bir beden kusuru ya da hoşa gitmeyen bir karakter özelliği olan bir kimseyi ayıplamadan yaklaşarak problemini çözmeliyiz.
3) Hayat Grafiği ve Dünya Görüşü: İnsanlar, çocukken hayata karşı takınmış oldukları tavırları değiştirmezler. Bununla birlikte, bu tavır daha sonraki hayatta ilk çocukluk günlerindekinden farklı bir biçimde ifade edilir.
F- HAYATA HAZIRLANMA:
Bireysel Psikolojinin en temel ilkelerinden biri, her türlü ruhsal olayın, belirli bir gaye için yapılan bir hazırlık olduğudur.
1. Oyun: Çocuğun hayatında, gelecek için yapılan hazırlığı çok açık bir şekilde gösteren önemli bir olay vardır. Oyun.
Oyun ruhla sıkı sıkıya ilgilidir. Hatta bir çeşit meslek gibidir. Oyunda çocukların bütün özellikleri ortaya çıkar.
2- Dikkat ve Oyalanma: Dikkat, ruhun ayırt edici niteliklerinden biridir ve insanın başarılarında birinci derecede rol oynar. Yorgunluk ve hastalık dikkati olumsuz etkilerler. Dikkatin uyanmasındaki en önemli etken, dünyaya gerçekten derin bir ilgi duymaktır. İrade gücünün ve enerjinin bulunmayışı da dikkati bir nokta üzerinde toplayamama yeteneksizliğe benzer.
3- Suçluluğa götüren ihmal ve unutkanlık: Sosyal duygu yeterince gelişmediği zaman insanın başkalarına gereken ilgiyi göstermesi ceza tehdidi altında bile son derece güç olmaktadır.
4- Bilinçdışı alan: Bazı ruhsal yetenekler bilinç alanı dışında gelişir. Dikkati uyaran bazı şeyler bilincimizin değil ilgilerimizin olanına girer, ilgilerimiz ise genellikle bilinçdışı alanda yer alırlar. İnsanlar, farkında olmaksızın, kendi içlerinde hiç durmadan faaliyet gösteren birtakım güçler geliştirirler. Bu güçler, onların bilinçdışı alanlarında gizlenir, hayatlarını etkiler ve ışığa çıkarılmadıkları zaman bazen acı sonuçlara yol açarlar.
5- Rüyalar: Bir insanın rüyalarında o insanın karakteri ile ilgili sonuçlar çıkarabilmek için, bu sonuçların bireyin başka ayırt edici nitelikleriyle desteklenmesi ve rüyalarla ilgili yorumumuzu bunlarla doğrulamamız gerekir. Rüya, bir insanın hayat problemlerinden birine çözüm yolu aradığını gösterir ve bu problemleri ne şekilde de ele aldığını da gösterir.
6- Yetenek: Bir insanı değerlendirme o insanın yeteneklerini ölçebilme göz önünde bulundurulur. Bununla birlikte "ölçü" olarak yetenek testleri pek güvenilir değillerdir.
G- CİNSİYET
1- Cinsiyet Ayırımı ve İşbölümü: Her insan belli bir zamanda ya da belli bir yerde toplum hayatına katkıda bulunmak zorundadır. Bir insanın yetenekleri, o insanın toplumun üretim sistemi içerisindeki yerini belirlemektedir. Bununla beraber insanların iki cins halinde yaratılmış olması da toplumdaki işbölümünü yönlendiren unsurlardan biridir.
2- Bugün Kültürü İçerisinde Erkeğin Egemen Durumu: Toplumumuz daki işbölümünü, bütün uygarlığımızı belirleyen özel kalıplar içerisinde şekillenmesine yol açmıştır. Bunun sonucunda, bugünün kültürü içerisinde erkeğin önemi geniş ölçüde artmıştır. Böylece erkeğe toplumda haksız bir üstünlük verilmiştir.
3- Kadınlık Rolünden Kaçma: Erkek olmanın sağladığı elverişli durumların apaçık oluşu, kadınların ruhsal gelişmesinde ciddi bozukluklar yaratmakta, bunun sonucu olarak da kadınlık rolü evrensel diyebileceğimiz bir tatminsizlik duygusuna yol açmaktadır.
4- Cinsler Arasındaki Gerginlik: Uygarlığımızın hataları sonucu değişik önyargılar meydana gelmiş ve bunu telafi edebilecek eğitim sisteminin de olmayışı dolayısıyla erkek ve kadın arasında güvensizlik ve samimiyetsizlik olmuştur.
5- Reform Denemeleri: Cinsler arasındaki ilişkileri daha iyi bir hale getirmek için yapılmış olan değişikliklerin en önemlisi kız ve erkek çocukların birlikte eğitimidir.
H- ÇOCUĞUN AİLE ÇEVRESİ İÇERİSİNDEKİ YERİ
Bir insan hakkında kesin yargı verilmeden önce onun hangi şartları içerisinde yetişmiş olduğunun bilinmesi gerekir. Bir insanın kendisi nasıl yorumladığı da önemli bir meseledir.
Boş gururuna kapılmış bir kişiyi eğitirken ona birinci olmanın en üstün olmanın önemli olmadığını telkin etmek gerekir.
En büyük çocuklar genellikle güçlü olmaya büyük değer verirler. Güçlü olmak için gösterilen çabanın dünyaya ikinci olarak gelen çocuk için de özel bir anlamı vardır.
Hatalı bir biçimde gelişmiş ve yanlış bir yol tutmuş olan insanlara karşı sempati duyarak yaklaşmalıyız. Hatanın kaynağını bilmemiz, durumu düzeltebilmemiz için bu tür yaklaşım, bize etkili araç sağlayacaktır.


Çağımızın en başta gelen psikologlarından biri olan Alfred Adler (1870-1937), meslek hayatının ilk yıllarını Viyana'da geçirmiş ve 1910 yılına gelinceye kadar Sigmund Freud'la birlikte çalışmıştır. 1910-1911 yıllarında Freud’un çevresinde toplanmış olan gruptan ayrılarak bazı temel noktalarda Freud'inkinden tamamen farklı olan Bireysel Psikoloji adlı bir sistem ortaya atmıştır. Avrupa'nın ve Amerika'nın birçok yerlerinde konferanslar vermiştir.


 
KARAKTER BİLİMİ
A) GENEL DÜŞÜNCELER
1- Karakterin Kaynağı ve Özel Niteliği: Karakter ruhsal bir tavırdır, bir insanın içerisinde yaşadığı çevreye yaklaşımının özelliğini ve ayırt edici niteliğini oluşturmaktadır; bir insanın önemli bir kişi olmak için göstermiş olduğu çabaların o insanın sosyal duygusun yönünde gelişmesini mümkün kılan davranış kalıbıdır. Karakter özellikleri katılımla geçen veya doğuştan var olan şeyler değildir.
2- Karakterin Gelişmesi basımından Sosyal Duygunun önemi: Güçlü olma çabasının yanında, sosyal duygu da karakterin gelişmesinde önemli rol oynar. Sosyal duygu, hem aşağılık duygusundan hem de bu duyguyu telafi etme amacını güden güçlü olma çabasından etkilenmektedir. Bireyin sosyal duygusunun gelişme derecesi, evrensel olarak geçerli olan insani değerlerin biricik kriteridir. Sosyal duygunun derecesi, bir insanın her türlü faaliyetlerinde kendini göstermektedir.
3- Karakter Gelişmesinin Yönü: Bir kişilikte dikkati çeken karakter özellikleri, o insanın ruhsal gelişmesinin çocukluktan beri almış olduğu yöne uygun olmalıdır. Karakterin dümdüz bir çizgi üzerinde gelişmesinde her türlü engel tehlikelidir. Toplumun gereklerine uyabilmenin ilk şartı rahat bir sosyal hayattır. Zorla itaat etmek ancak görünüşte itaat etmek demektir.
Toplumda iyimserleri tavır ve hareketlerinden hemen tanımak mümkün-dür. Ürkek değildirler; açık ve serbest bir şekilde konuşurlar; ne çok alçak gönüllüdürler, ne de kendilerini engellemiş ve tutuk hissederler. Kötümserler ise büsbütün farklı bir tiptirler. En büyük eğitim sorunları bu gibi kimselerde karşımıza çıkar. Saldıran insanlar, cesur olukları zaman, kendi yeteneklerini olanca şiddeti ile dünyaya kanıtlayabilmek için cesaretli çılgınca bir cüret haline getirirler. Kendilerine güvenmeyenler ise kesinlikle başkalarına da güvenmezler.
4- Mizaç ve İç Salgı Bezlerinin Salgıları: "Mizaç" denildiği zaman ne anlaşıldığını bilmek güçtür. Mizaçları "sıcakkanlı," "öfkeli", "hüzünlü" ve "soğukkanlı olarak dörde ayırabiliriz.
Sıcakkanlı tipe, hayattan tat aldığını açığa vuran, olayları çok fazla ciddiye almayan, olaylara çeşitli görüş açılarından bakma yeteneğini yitirmeksizin mutlu şeylerden zevk duyan insanlar girmektedir.
Öfkeli tipten olan bir insanın güçlü olmak için göstermiş olduğu çaba o kadar kuvvetlidir ki her zaman gücünü kanıtlamak zorunda bulunduğunu hissettiği için daha sert ve şiddetli hareketlerde bulunmaktadır.
Hüzünlü tip, güçlükleri yenebileceğine ve ilerleyebileceğine hiçbir zaman inanmayan, yeni bir riske girmeyen, bir gayeye doğru ilerleyecek yerde hareketsiz kalmayı tercih eden, kararsızlığı açıkça belli olan nevrotik kişidir.
Soğukkanlı tipten olan bir insan ise, genellikle hayata yabancıdır. Hayatta edinmiş olduğu deneylerden gereken sonuçları çıkarmayı başaramaz.
Şu da vardır ki sınırları kesin olarak belirlenmiş mizaçlara seyrek olarak rastlanmaktadır. Bu tipler ve mizaçlar değişmez de değillerdir.
Mizaçlar, iç salgı bezlerinin yaptığı salgılara bağlı şeylerdir. Tıp bilimindeki en yeni gelişmelerden biri, iç salgı bezlerinin önemi üzerinden durulması olmuştur.
B- SALDIRGAN KARAKTER ÖZELLİKLERİ
1-Boş-gurur ve Harislik: Kendini başkalarına kabul ettirmek için gösterilen çaba, en yüksek noktasına ulaşır ulaşmaz, ruhsal hayatta büyük bir gerginlik oluşturur. Her insan kendini belli bir dereceye kadar boş-gurur kaptırmış olabilir. Fakat bunu açığa vurmamalıdır. Boş-gurur çok geçmeden toplum içerisinde gereken şekilde davranmamasına yol açar. Bu insanlar başkalarını hiç mi hiç önemsemezler. Başkalarına egemen olmaktan hoşlanan boş-gururlu insanlar, başkalarını kendine bağlayabilmek için önce onları elde etmeye çalışırlar. Bu yüzden, bir insanın ideal davranışı belli bir dereceyi aştığı zaman insancıllığı ve insan sevgisi göze batacak kadar fazla olduğu zaman güvensizlik duyabilir.
2- Kıskançlık: Kıskançlık, başkalarına güvenmeme ve onlara pusu kurma, başkalarını eleştiren bir tavır takınma ve sürekli bir ihmal edilmiş olma korkusu duyma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Kıskançlığın bir şekli kendi kendine yiyip bitirme başka bir şekli ise şiddetli bir inatçılık olarak görülmektedir.
3- Haset: Güçlü olma ve başkalarına egemen olma çabasının bulunduğu yerde, haset gibi bir karakter özelliği de karşımıza çıkar. Bir insanla o insanın görülmemiş derecede yüksek olan gayesi arasındaki uçurum, aşağılık kompleksi şeklinde görünür.
4- Cimrilik: Genellikle bir insanın başkasına zevk vermemesi, topluma ve başka insanlara karşı takındığı tavırda cimri davranması gibi belirtilerle ortaya çıkar.
5- Kin: Düşmanca bir tavır takınmış olan insanların ayır edici bir niteliği olarak karşımıza çıkar.
C- SALDIRGAN OLMAYAN KARAKTER ÖZELLİKLERİ
İnsanlığa açıkça düşman olmamakla birlikte düşmanca bir tavrın yol açtığı toplumdan kendini soyutlama ve yalnızlık izlenimi edinmemize sebep olan karakter özellikleridir. İnsanlardan kaçma, Endişe, Yüreksizlik ve baskı altına alınmayan içgüdüler bu özelliklerdendir.
D- KARAKTERİN BAŞKA GÖRÜNÜŞLERİ
Bunlarda neşeli olma, düşünme ve konuşma biçimleri, olgunlaşmamış olma, ukalalık, boyun eğme, başkalarına söz geçirme ve dindarlık gibi karakter özellikleridir.
E- DUYGULAR VE HEYECANLAR:
Duygular ve heyecanlar sıkı sıkıya kişiliğin özüne bağlı olduğu için tek tek insanların özel nitelikleri değildirler. Her insanda az çok karşımıza çıkarlar. Bunlar insanları birbirinden uzaklaştıran ve birbirine yakınlaştıran duygular olarak ikiye ayrılabilir. Öfke, keder, tiksinme, korku ve endişe insanları birbirinden uzaklaştırırken; sevinç, sempati gibi duygular da insanları yakınlaştırır.